Lezzet Keşiflerimden Çikolatalı Pişmeyen Tart

Merhabalar,

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 


Bir yemek ve mekan yazarı olarak sürekli keşif peşindeyim. Geçenlerde yaptığım limonlu kekimden 4-5 dilim artmıştı ve ne yapsam diye düşünürken biraz internette gezineyim dedim. Belki değişik bir şeyler bulurum umuduyla  karşıma birbirinden güzel tatlı tarifleri olan Lezzet.com.tr çıktı. Yeni keşfettiğim bu sitede her kategoriden tarifler bulabilirsiniz. Ben çok beğendim ve hemen elimdeki malzemeleri değerlendirebileceğim bir tarif bulup biraz değişiklik yaparak uyguladım. Tatlı tarifleri, börek, hamurişi, diyet yemekleri, çorba tarifleri, videolu tarifler bir hayli çok ve tariflerin anlatımı da güzel bence. 
Doğrusu aradığım pişirmeden yapabileceğim bir tatlı tarifiydi. Artan keklerden bir çok şey yapabiliriz, mesela Truff, kup, mozaik pasta, rulo pasta gibi..Benim bulduğum Çikolatalı pişmeyen tart tarifiydi ve alt tabanında kremalı kakaolu bisküvi ve tereyağı karışımı var. Ben kekleri değerlendireceğim için bisküvi kullanmadım. Tart kalıbım da büyük geleceği için kekleri rondodan geçirip yağlı kağıtta elimle düzleştirip şekil verdim. Üzeri için süt kreması ve çikolata parçacıkları kullandım ben. Üzerine de kivi ve muz dilimleri yerleştirip süsledim, bakalım nasıl olmuş..
 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 


Malzemeler:

4-5 dilim artmış kek

İç dolgusu için:

1/2 paket krema

1 yemek kaşığı pudra şekeri

100 gr. çikolata parçacıkları

Üzerini süslemek için bir adet kivi ve muz

1 çay kaşığı kakao  ve çikolata parçaları

Yapılışı:

Artan kekleri ufalayıp rondodan geçirin. Rondodan geçtiği zaman tekrar katı bir hamur şeklini alan keki yağlı bir kağıt üzerine yayın ve tart şekli verin. ben az yaptığım için tart kalıbıma yeterli gelmedi. Şekil verdiğiniz kek hamurunu kağıttan alıp servis tabağına koyun ve buzdolabında bir saat bekletin.  
 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

İç dolgusu için kremayı bir karıştırma kabına boşaltın. Pudra şekeri ekleyip karıştırın. Krem şanti de kullanabilirsiniz, evinizde ne varsa..Kremanın içine çikolata workshopunda yaptığım çikolata parçalarından ilave ettim ben. Daha sonra karıştırıp kek tartın içine bir kaşık yardımıyla döşeyin. Üzerine ince dilimlenmiş kivi ve muz ile süsleyin. Bir çay kaşığı kakao serpin, bir kaç adet de çikolata parçacıkları..işte bu kadar. Buzdolabında bekletip öyle servis yapın. 
Herkese afiyet olsun.


 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

 Çikolatalı Pişmeyen Tart 

2 Boyoz 1 Yumurta Biraz da Peynir ve İzmir !

Merhabalar,



Kurtuluşun ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Şehri İzmir'de festivaller bitmiyor. İzmirlilerin yaşam biçimlerini ifade etmek adına sık sık bu tür festivaller düzenleniyor.
Bugün (05-Kasım 2017 )İzmirliler 3. düzenlenen İzmir Boyoz Festivalinde müzik ve boyozla güneşli havanın tadını çıkarttı. İzmir Büyük Şehir Belediyesinin ana sponsor olduğu,  Radyo Romantik Türk organizasyonu ve projesiyle gerçekleşen festivalde İzmir Ticaret Odası,İzmir Ekonomi Üniversitesi destekleriyle, sergi ve panelle boyozun tarihi ve İzmirliler için önemi konusunda bilgiler verildi. Onlarca insana boyoz, yumurta, peynir ve çay ikram edildi. 




Sabah 11'de başlayan etkinliğe İzmir Büyük Şehir Belediye başkanı Aziz Kocaoğlu ve Konak belediye başkanı Sema Pektaş açılış konuşması yaparak İzmirlilerle birlikte boyoz, yumurta, peynir ve çay eşiliğinde kahvaltı etkinliğine katıldılar. Böyle etkinliklerin birlik, beraberlik, kardeşlik ve özgürlük adına İzmir farkını ortaya koymak ve halkla beraber olmak adına yapıldığının altını çizen başkan Kocaoğlu, İzmir'in örnek bir şehir ve sevgiyi, saygıyı, birlik, beraberliği, cumhuriyeti temsil ettiğini, İzmir'in her zaman öncü bir şehir olduğunu ifade etti.



Etkinlikte İzmir Büyük Şehir Belediyesi Pop Orkestrası İzmirlileri coşturdu. İzmir'in yerel radyosu Romantik Türk DJ'leri eşliğinde bol müzik, eğlence ve boyoz yeme yarışmaları yapıldı. Kazananlara tablet armağan edildi.





Boyoz İzmir'e özgü bir yiyecektir. Sabahları işe giden insanların otobüs, vapur beklerken ya da inince vazgeçmedikleri boyoz ve olmaz sa olmazı haşlanmış yumurta İzmir'in klasik bir olgusudur. Bir de kumrusu..
Boyoz aslında, 1400'lü yıllarda  İspanya'dan gelen Seferad kökenli Yahudilerin beraberlerinde getirdikleri Yahudi  Böreği olarak bilinir. İzmir'de neden bu kadar tutulduğunu bilemiyorum fakat boyoz İzmir'de kahvaltı demek, kahvaltıya sıcacık boyozla ve yumurtayla başlamak bir gelenektir İzmir'de. 






Etkinlik 15.00 de son buldu fakat İzmirliler Kordon'un ve çimlerin tadını çıkarmaya devam ettiler. Sevgilisiyle gelenler, 60'lık İzmirli genç kızlar, erkekler, çoluk çocuğunu alıp, çimlerde oturup keyifli saatler geçirmek isteyenlerle dolup taşan Gündoğdu Meydanında hafta sonları bir başka güzel ve hareketli olur. 







Festivalde gördüğüm tek olumsuz şey ise boyoz dağıtımında yetersiz kalmaları oldu. İnsanlar 4 saat kuyrukta beklediler ve dolayısıyla beklerken yine de arka plandan gelen müziğin eşliğinde dans ettiler. Sonlara doğru gerçekten yakınanlar oldu ben de dahil. Beklerken sohbetler, selfiler çok güzeldi..ama inat ettik bekledik ve sonunda boyoz, yumurta, peynir ve çayımızı alıp çimlerin üstüne yayıldık, afiyetle yedik. Herkes oraya boyoz için değil, o havayı koklamak, yaşamak için geldi ve boyoz alamayacak durumda insanlar değildiler elbette. Keşke sınırsız boyoz yapılsaydı, ya da bilemiyorum insanlar mı daha çok akın ettiler ama bunu göz önüne almaları gerekiyordu. İnsanlar boyoz festivaline değil de kuruk festivaline geldik diye yakındılar gerçekten. İzmir Büyük Şehir Belediyesini bu konuda uyarmak istiyorum bir vatandaş olarak..







"İzmirli olmak ayrıcalıktır" gerçekten öyle. İnsanları özgürlüğüne düşkün ve cumhuriyetine bağlı, bu konuda taviz vermeyen bir düşünce yapısına sahip. 8 yıldır İzmir'de yaşıyorum, İzmirli değilim ama kalbim İzmirli..Yaşanacak şehir İzmir, nefes aldığınızı hissedeceğiniz bambaşka bir teması olan şehir. İzmir denilince aklımıza hep "güzel" kelimesi gelir, kurtuluş gelir, Atatürk gelir, bağımsızlık gelir, deniz kokusu ve boyoz, kumru gelir. Daha sayamayacak kadar çok şey gelir aklımıza..
İyi ki İzmir'de yaşıyoruz, Yaşasın İzmir, Yaşasın Boyoz !
                                                                           Dilek Toksoy


Geçmişten Günümüze Kahve



Kahve hepimiz için her an çeşitli nedenler öne sürerek keyifle içtiğimiz harika bir içecektir. Sabah kahvesi, akşam kahvesi, dedikodu kahvesi, kız isteme kahvesi, ayılma kahvesi gibi gibi..Günlük hayatımızda keyif alarak yudumladığımız kahvenin çekirdekten fincanlara uzanan serüvenini merak edenler için kısa bir araştırma yaptım. Doğrusu geçenlerde İzmir'de gerçekleşen kahve festivalinin ardından kahve hakkında çok da bir şey bilmediğimi fark ettim ve utandım. 




Efendim bu kahve nedir, nereden gelir, kim icat etmiş, nasıl bugünlere gelmiş kısaca bir öğrenelim, bakarsınız lazım olur. Gitgide Türkiye'de değişik ülkelerin kahve içme alışkanlığının yaygınlaşması belki sizleri de kahve işletmeciliğine sürükleyebilir neden olmasın. Burada Türk kahvesinden bahsetmiyorum, Türk kahvesi zaten Osmanlı döneminden beri var. Hatta Avrupa'yı kahveyle tanıştıran bizmişiz. Kanuni Sultan Süleyman'ın Yemen valisi olan Özdemir Paşa'nın , saraya kahveyi kabul ettirmesiyle Kahvenin Türk kültüründeki serüveni de başlamış oldu. Kahve kahvehane kültürü dünyaya Türklerin sayesinde yayıldı. 1871 yılında başlayan kahveyi dolaplarda kavurup, değirmende öğüten Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesinin ve kahve kültürünün doğum yeri Taht_ul Kale'de kurduğu bu serüven Türk tarihinde yerini almıştır. 


Kahve ve kahve ikramı bizim kültürümüzde dostlukların kurulması ve pekişmesinde önemli bir rol oynar. Kahvenin kabul edilmesi ikram edeni onurlandırır. Dilimizde "kahvesi içilir olmak" ve "bir kahveni içerim" sözleri bunu ifade eder. Paylaşılan kahvenin süreklilik ifade eden bir anlamı vardır. Barışı, dostluğu, sevgiyi ve saygıyı temsil eder. " Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır " cümlesi bunu çok güzel ifade ediyor. 

Osmanlı döneminde kahve sunumu bir tören havasında geçermiş, eve gelen konuğa kahve ikram edildiğinde , konuk önce suyunu içerse aç, kahvesini içerse tok olduğunun anlaşıldığı kahvenin mutlaka su ile sunumunun önemi buradan geliyor ve bir gelenek olmuştur. Türk kahvesi kaliteli Arabica cinsi kahve çekirdeklerinin öğütülmesiyle elde edilir.
Dünyada bilinen ilk kahvehane 1500'lü yıllarda Tahtakale'de iki tüccar tarafından açılmıştır. 
Türk kahvesi telvesiyle ikram edilen ve falına bakılabilen tek kahvedir. 
Türklerin dünyaya armağan ettiği Türk kahvesi, dünyanın her yerinde kendi kültürünü yaratmaya devam ediyor.Yaygın teknoloji ve farklı kültürlere rağmen Türk kahvesi öz lezzetini hala Tahtakale'de buluyor. 














Türk kahvesinde hal böyleyken dünya ülkelerinde Espresso, Americano, Latte, Cappuccıno, Mırra, Cafe au lait, Ethiopian Yirgacheff, Macchiato, Santos, Sumatran, Supremo, Viennese, Melange, Mocha  vs..gibi kahve yapımı teknikleri Barista ve Roasting eğitimleriyle kahve uzmanları yetişmektedir. Dolayısıyla coffee terimi başka haller almaya başlamış, kahveye katılan aromalarla değişik tatlar elde edilmeye başlanmış. Benim biraz yabancı kaldığım bu konu ilgimi çekti, bende mi barista olsam acaba...Ülkemizde Türk kahvesi dışında bu tür aromalı kahvelerin sevilirlik oranı da bir hayli yüksek. Artık kahve festivallik oldu son yıllarda.. Eskiden hiç böyle kahve festivalleri düzenlenmezdi. Şimdi piyasa o kadar çoğaldı ki, kahve çekirdeğini yurt dışından temin edip kavurma, aroma verme teknikleri ile piyasaya getiren sayısız firma var. Bunun dışında kahve ekipmanları, çok çeşitlilik ve ileri düzeyde teknolojik makinelerle kolaylık sağlayan bir konumda. 
Bir de filtre kahve alışkanlığı başladı, Filtre kahve , suyun damla damla bir filtre içindeki kahveden süzülüp geçerek başka bir hazneye ulaşması ile elde edilen kahve demleme yöntemidir. Filtre kahve makineleriyle yapılır. Ayrıca French Press ile de filtre kahve demlenir. 

Şimdi kahvenin doğuş hikayesine bakalım. 600 yıllık bir geçmişe sahip olan kahvenin serüveni çok eskilere dayanıyor. 
Kahve ismi Arapçada keyif veren içki anlamında "qahwah" olarak kullanılırdı. Kahve sanırım bu kelimeden geliyor. Kahveyi keşfeden ve kahvenin yararlarını ilk belirleyen kişi de M.Ö 1000 yılllarında yaşayan ünlü bilgin İbni Sina'dır. Bunch ismini verdiği kahve Etiyopya'da hala bu isimle kullanılmaktadır. 
Dünya literatüründeki rivayetlerden birinde 8. yy. ortalarında Habeşistan Kaffa'da yaşayan Khaldi ismindeki bir çobanın çalılardaki kırmızı meyveleri yiyen hayvanların daha hareketli enerjik olduklarını görüp , kendisinin de bu meyveden yiyerek aldığı keyifle başlamış ve diğer insanlara da yayarak bilinmesini sağladığı söyleniyor. 

Yemen'de 15. yy. dan beri içilen kahve daha sonra 16. yy da Türkiye ve İran'a ulaştı. Sonrasında tüm Avrupa'ya yayıldı. Avrupa'da ilk kahve dükkanı 1645'te İtalya'da açılmış.1651'de İngiltere'de , 1689 'da da Amerika'da ilk kahve dükkanı açıldı. 
Daha sonra 18. yy ın başlarında Hollandalılar tarafından Endonezya'da , 19. yy ın başlarında ise Brezilya'da , 20. yy la gelince de Uganda'da kahve üretimine başlandı. 
İlk nescafe ise Nestle firması tarafından 1938 yılında üretilmiştir. 




Kahve bir bitkidir ve yalnızca kahve kuşağı denilen tropikal ekvator ikliminde yetiştirilir. Bir kahve çeşidinin yetiştiği yere kahvenin meşei denilir, bu ne demek..?  Bu kahvenin lezzetinin yetiştiği bölgeye ve meyve cinsine göre farklılıklar gösteren ayrımıdır. Güney ve Orta Amerika ülkeleri, Asya ülkelerinde menşei durum:   Meksika kahvesi, tatlı, yumuşak , dengeli.Guatemala kahvesi: yoğun asidite, meyvemsi, aromatik. Elsalvador kahvesi: düşük asidite, , karamel dokunuşlu, yumuşak.Honduras kahvesi: karamel dokunuşlu ya da belirgin şekilde meyvemsi. Kostarika kahvesi: düşük asidite, yumuşak tat ve gövde. Brezilya kahvesi: hafif asidite, fındık dokunuşlu. Peru kahvesi: Topraksı, baharlı, ahenkli. Kolombiya kahvesi: dolgun, yoğun asidite, meyvemsi az miktarda. Etiyopya kahvesi: narin, çiçeksi, keskin. Hindistan kahvesi: dolgun, düşük asidite. Kenya kahvesi: çok aromatik, kırmızı meyve dokunuşlu, kompleks. Tanzanya kahvesi: meyvemsi, yumuşak, ağır. Endonezya kahvesi: az asidite, topraksı, baharlı. Papua Yeni Gine kahvesi: meyvemsi, tütsü aromalı, baharlı. 
Yaklaşık 70 ülkede 200 milyona yakın insan, geçimini kahveden sağlamaktadır. Bu ülkeler gelir seviyesi ve gelir uçurumu açısından çok yoksul ve sorunlu ülkelerdir. İronik olan dünyanın en iyi kahvelerini üreten bu insanların üretimlerinin tamamını satması ve ancak kendilerinin çok kötü kalitede kahvelere talim etmek zorunda kalmasıdır. Daha sonra Speacilty Coffee dünyasının çabalarıyla bu durum düzelmiştir. 
Efendim kahve çiçeği çeşit çeşittir, kokusu yasemin çiçeğine benzer.Kahve çiçeği olgunlaşmamış kahve kirazına döndüğünde ve istenilen büyüklüğe eriştiğinde yeşil ve sert bir meyve haline döner. Olgunlaşmış hali ise genellikle kırmızıdır. 
Kahve bitkisinin olgunlaşmış kahve kirazları işlenmek üzere toplanır ve çeşitli yöntemlerle aromatik bazını vermek üzere işlenir.
Kahve çekirdeklerinin aroması kavurma işleminde ortaya çıkar ve yağlarını salıp kaybedene dekısı görür. Enerji kaynağı ve açığa çıkan ısı, kahve çeşitlerinin kendilerine özgü lezzetinin ortaya çıkmasını sağlar.
Kavurma esnasında kahve çekirdekleri ağırlık kaybeder fakat hacimleri genişler. Çekirdeklerin renkleri önce sarıya sonra da kahverengine döner. Dolayısıyla hacmi genişleyen kahvede çekirdeklerinde ilk çatlak oluşur. Diğer ki aşamalarda yani koyu kavurma işleminde kahve çekirdeklerinde ikinci çatlak oluşur ve hemen soğutulmaya bırakılır. 
Çok ilginç gerçekten, her kahve çekirdeğinin  aroması farklıdır. Son aşama olan öğütme işleminde kahve çekirdeğinin gerçek aroması ortaya çıkar. 
Kahvede bulunan antioksidanları vücudumuz daha iyi özümsermiş biliyormuydunuz.. Şu da bir gerçek, kahve ağrı kesici özelliğe sahip, ayrıca sindirim sistemimizin, bağırsaklardaki hareketleri düzenlemede çok etkili olduğu da öyle..Seratonin denen mutluluk hormonu salgılayarak yaşamımıza enerji verdiğini de söyleyebiliriz. 
Bazen mutlu olmak için bir fincan kahve ve bir kitap bizim için yeterli olur. Dostlarımızla, sevdiklerimizle bir araya gelmek için en güzel birleştiricidir. Ama en değerlisi sevdiklerimizle geçirdiğimiz anlardır. Eeeee ne demişler " Kahve bahane, muhabbet şahane "



Kahve içecek dostlarınız olsun, hayatınızdan kahve eksik olmasın, sevgiyle kalın..

                                                                 Dilek Toksoy